Mesaj

DURUM NE KADAR KÖTÜ GÖRÜNÜRSE GÖRÜNSÜN,KİM NE DERSE DESİN, ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAYIN!... İYİLEŞMENİZ MÜMKÜN...

Bu blog, sizin gibi myeloma ile boğuşan hastalara ve hasta yakınlarına yaşanan tecrübeleri aktarmak, bilgilendirmek için kuruldu. Lütfen siz de yaşadıklarınızı, öğrendiklerinizi ilgili yazıların altına yorum olarak ekleyin ve diğer insanlara yol gösterin, yardımcı olun.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Myeloma ile geçen 11 sene

Bu kez benim değil, Osmaniye'den yazan sayın Mehmet F.Özgan'ın myeloma ile macerasını, (yorumlar arasında kaybolmasın diye), ayrı bir yazı olarak yayınlamayı uygun buldum:

İlk yazı :

Herkese çok geçmiş olsun,arkadaşlar ben 2003 yılı kasım ayında Adana Ç.Ü.T.Fakültesi Balcalı hastanesinde otolog kök hücre nakli oldum,on gün önce rutin kontrole gittim.Şimdilik her şey yolunda gidiyor.Ben nakil olduğum tarihlerde sadece bir steril oda vardı ve mecburen sıra bekleniyordu.Kontrolde doktorumuz yılbaşından bugüne 12 nakil yaptık dedi.Balcalı hastanesine ayrı bir kök hücre nakli ünitesi kurduklarını ve otolog-allojenik nakil yaptıklarını söyledi.Sağlıklı günler dileğiyle. 

İkinci yazı :

Merhabalar arkadaşlar,üstteki yazıda verilen 2003 tarihi hastalığın başladığı tarihtir.Kök hücre naklini ise 2007 kasımında oldum.Düzeltir özür dilerim.Şimdi ne mi yapıyorum,emekliyim,Çukurova nın sıcağında bol bol terliyorum.Hastalıkla ilgili kullandığım herhangi bir ilaç yok.Şeker ve yüksek tansiyonum var onların ilacını kullanıyorum.Akşamları yürüyüş yapmaya çalışıyorum,kitap okuyorum vs.Merkeze yakın köyde oturuyorum,bu yüzden günlük taze süt bulmamız problem olmuyor ve ev yoğurdu tüketiyoruz.Ayrıca ev yapımı taze kefir içiyorum,kilo almamaya dikkat ediyorum,bu nedenle günlük meyve tüketimini iki ara öğüne düşürdüm ve akşamları sekizden sonra mümkün olduğunca bişeyler yemiyorum.Hepsinden önemlisi eskisi gibi herşeyi kafaya takmıyorum.Bana iyi geldiğini düşündüğüm için ekşi kara dutu(urmudut)veşurubunu günlük az bir miktar tüketiyorum.Mümkün olduğunca pozitif düşünmeye çalışıyorum ve hasta arkadaşlara da öneriyorum.Myeloma ile geçen onbir yıl bu ay sonunda doluyor,umarım tüm arkadaşlar da daha fazlasını görürler.Şimdilik hoşçakalın.

M.F.Özgan-Osmaniye 

15 Ağustos 2014 Cuma

Bazıları neden iyileşemiyor?

Aslında bu soruya bir çok kez cevap verdim, fakat nedense kimse anlamıyormuş gibi davranıyor. 2014 Mayıs'ındaki "Myeloma ile geçen sekiz sene" yazısında işin sırrını bütün açıklığı ile anlattım. Sonuç? Tam bir sessizlik. Ne bir yorum..ne bir tepki..

Türk milleti tuhaf bir toplum. Ya da bana öyle geliyor. Bir sorunla karşılaştığında, o sorunu oluşturan nedenleri tek tek bulup çözmek yerine, ağlayıp sızlamayı tercih ediyor. Sorunu, kökten ele alan yazıları değil, dertleşen yazıları okumayı seviyor. İyimserliğe değil, kötümserliğe prim veriyor.

Burada bizim derdimiz nedir? Yani, kanseri oluşturan nedenler nedir?

Myeloma için bilinen nedenler şunlar :

1- Genetik miras
2- Çevre kirlenmesi
3- Kötü gıdalar
4- Çalışma koşulları
5- Psikolojik faktörler (doğamız)
6- Geçirilen hastalıklar
7- Kişisel seçimlerimiz

Tıp otoriteleri farklı düşünebilir tabi ki. Bunlar benim argümanlarım.

Şimdi bunları biraz açayım:

1- Genetik miras : Ailenizin geçmişinde kanser varsa, sizin de kanser olma riskiniz yükseliyor. Benim ailemde yok bildiğim kadarıyla... Fakat eskiler ölüp giderdi, kimse de neden öldüğünü tam bilmezdi. Muhtemelen herkesin aile geçmişinde vardır bir iki kişi. Ama bazı ailelerde göze çarpan ölçüde fazla olabilir.

2- Çevre kirlenmesi : Kimsenin umurunda değil, öyle değil mi? Leş gibi akan dereler, pis denizlerde, bedenlerinde ağır metaller (örneğin civa) ile dolaşan balıklar, soluduğumuz kirli hava... Örnekleri çoğaltmaya gerek var mı? Hala HES'lere devam edelim, nükleer reaktörler kuralım, ormanları kesip yol yapalım, dev hava alanları inşa edelim... Çok değil, yirmi yıl sonra daha da beter olacağız.

3- Kötü gıdalar : Açıklamaya gerek var mı bilmiyorum? Margarin denen illeti, genetiği değiştirilmiş tohumlardan yapılmış ekmeği, GDO'lu mısırdan üretilen mısır şurubu ile yapılmış gazozu yiyerek-içerek büyüdüyseniz, ne olmayı bekliyorsunuz ki? Sağlıklı  nesiller yetiştirmeyi mi?

4- Çalışma koşulları : Ben çalışma hayatımın önemli bir kısmını, bilgisayarlar (büyük server'lar), sistemler ile uğraşarak geçirdim. Elektromanyetik radyasyonun, hücre yapısını bozduğu da, bilimsel olarak ispatlandı. Buna benzer olarak, madencilerin soluduğu kirli havanın akciğer kanseri ile ilişkisi biliniyor..

5- Psikolojik faktörler (doğamız) : Bu blog'un takipçileri bilir, benim en çok önem verdiğim konu budur. Çünkü ben somut gerçeklik olarak algıladığımız dünyanın, önemli yanılgılar içerdiğine ve düşüncemizi değiştirerek maddeyi de değiştirebileceğimize inanırım. Şimdi böyle söyleyince, insanlar gülümseyerek bakıyor. (Zararsız deli :) 

Burada aslında iki cümle var: 1- Algılamamız yetersiz ve güvenilmezdir; Tüm felsefe birikimi 2500 yıldır bunu anlatıyor ama kim anlıyor? 2-Gerçekliği değiştirebiliriz; Evet değiştirebiliriz çünkü gerçeklik aslında yoktur. (Henri Bergson okumaya ne dersiniz? -Madde ve bellek- Kendisi nobel ödüllü sıkı bir filozoftur. Hind klasikleri de aynı şeyi anlatır, yani "Maya" yı.)


Buraya kadar olan, felsefeciler içindi. Şimdi işin Türkçe'sini anlatalım: Sadece canınızı çok sıkarak olmayan hastalığı yaratabilirsiniz. Bu bilinmedik bir şey değil.

Louise Hay adında bir Amerika'lı yazar vardır. Bir de kitabı : Düşünce gücüyle tedavi. Kendisinden pek hoşlanmam, çünkü basit, sığ ve tüccar yaklaşımlı bir kadındır. Fakat konuyu bir çok insanın anlayabileceği şekilde anlatıyor. (Ki, bu benim pek yapamadığım bir şey.) O kitabında, hastalıkların nedenlerini gösteren bir tablo var. Kanser için diyor ki: "Derin acı. Uzun süreden beri var olan kırgınlık. Açıklanamayan bir sır yada hüzün bedeni yer bitirir. Yoğun nefret duyguları. “Ne yararı var ?”

Tabi ki, bu insanın doğası ile de ilgili bir şey. Bazı insanlar hassastır, ince ruhludur. Bu onları dünyanın tüm dertlerinin farkında olmaya iter. (Gel de Budha'yı anma şimdi: Dünya acılarla doludur.) Bu farkındalık, insanın başına beladır.

6- Geçirilen hastalıklar : İnsanın geçmişindeki bazı hastalıkların da, kansere ya da kanserin büyümesine neden olacak şartların oluşmasına zemin hazırladığı biliniyor. Hatta kanser-virüs ilişkisi bile kuruluyor. Benim gençliğimde de buna benzer bir şey var; Lise öğrencisi iken çok ateşlenip bir kaç gün yatmıştım, nedeni de anlaşılamamıştı. Bir neden olabilir mi? Bilmiyorum. Bu ilişkileri bilmemiz de imkansız görünüyor zaten.

7- Kişisel seçimlerimiz: Bildiğiniz gibi, deli gibi sigara içiyorsanız, akciğer kanserine yakalanma olasılığınız çok artar. Sigara ve alkol, bilinen suçlular. Bir de sizi kanser eden insanlar var.

Şimdi madem sonucu oluşturan nedenleri yazdık, ne yapabileceğimizi de yazalım:

1- Genetik miras
Yapabileceğimiz bir şey yok. Yalnız buradan, bu hastalıkla uğraşanların çocukları, ara sıra kontrole gitmeyi önemsemeliler sonucu çıkıyor.

2- Çevre kirlenmesi
Yapabiliyorsanız, sakin bir ege kasabasına yerleşin. Ben yapamadım.

3- Kötü gıdalar
Kesilecek.. Şakası yok. Kutu ambalajda satılan hiç bir şey yenilmeyecek, içilmeyecek. Olabildiğince, doğal olana, eskiye dönüş gerekiyor: Tam tahıl-çavdar ekmeği, GDO'suz, doğal gıdalar. Bol sebze. Tavuk artık çok şaibeli, köy tavuğu bulabiliyorsanız ne ala. Et için de aynısı geçerli. Şekeri olabildiğince azaltmak gerekiyor. (Kanseri besliyor.) İçinde koruyucu olan, mısır şurubu içeren hiç bir şey yenmeyecek. Meyva, sebze ekolojik pazardan. Köy sütü alıp, yoğurdu evde kendiniz mayalayın. Maya'yı da köyden alın, asla hazır yoğurtları kullanmayın. Kendinizin mayaladığı kefiri içmek de çok akıllıca. (Hazır kefiri değil!) Bol balık yemek gerekiyor, ama kirli denizlerden çıkanlara dikkat. 

Bu arada... Ben bunların tümüne uyuyor muyum? Eh.. çoğuna diyelim. Ara sıra kaçamak yaptığım oluyor. Şeker bağımlılığı beni en çok yoran konu. 

4- Çalışma koşulları
Aynı çalışma ortamında, şartlarında asla çalışmamalısınız. Hiç çalışmamak da iyi değil, bir süre sonra kendinizi yormadan çalışabilirsiniz... Ama bir süre sonra.. Kendinizi iyi hissedince..

5- Psikolojik faktörler (doğamız)
Bu konuda yazdığım bir çok yazı var... Tuhaf bir şekilde, sessizlikle karşılanıyor. (Bkz: Myeloma ile geçen sekiz sene). Ruhen iyileşmeyen, bedenen iyileşemez diyorum... Kimseden tık yok... E ben daha ne anlatayım?

6- Geçirilen hastalıklar
Yapacak bir şey yok.

7- Kişisel seçimlerimiz
Baca gibi tütmek yok, ama akşam yemeğinden sonra bir keyif sigarası tüttürülebilir. Ömrü uzatır :)

Ve tabi ki ilaçlar... Onlarsız olmuyor ama sadece hap içerek iyileşmeyi beklemeyin.

Bunlara ek olarak, belirtmek istediğim son bir şey daha var:

Myeloma ile yaşamak, ölümle dans etmektir. Bu dans illa ki kötü olmak zorunda değil, büyük oranda, ölümden ne anladığınıza bağlı. Ne kadar korkarsanız, o kadar sürükler sizi, perişan eder. Kendinizi ona bırakırsanız, size dünyanın ne kadar güzel, ne kadar çirkin, ne kadar anlamlı ve ne kadar anlamsız olduğunu gösterir. Bu büyüleyici dansı bitirmek de size kalır.


11 Ağustos 2014 Pazartesi

Hollanda'da bir hafta...

Bu sefer size, Hollanda'daki yeğenimin yanında geçirdiğimiz bir haftalık tatilimizden biraz bahsetmek istiyorum.

2 Ağustos 2014'de, İstanbul'dan 31-32 derece sıcaklıktan hareket edip, 19-20 derecelik bir sıcaklığa indik. Hafta boyunca da, sıcaklık bu seviyede kaldı. Ve ben de şaşarak, hiç terlemeden dolaştığımı, uzun uzun yürüyebildiğimi farkettim. Oysa, aşırı terlemenin hastalıktan ya da Talidomid'den kaynaklandığını sanıyordum. Açıkçası buna şaşırdığım kadar, sevindim de...

Yabancı ülke meraklısı bir insan değilim. Aslında, beni, biraz da ite kaka götürdüler. Bununla birlikte, gittiğime çok memnun oldum. Hem uzun süredir görmediğim ve çok sevdiğim yeğenimi ve eşini görmek, hem de aylak aylak güzel yerlerde dolaşmak çok hoşuma gitti.

Bir hafta boyunca, Amsterdam'a yaklaşık yarım saat mesafedeki Utrecht şehrinde kaldık. Aşağıda kaldımız evi göreceksiniz:

Amsterdam gibi, Utrecht de bir kanallar şehri. Evin önünden geçen yolun öbür tarafında ise büyük kanallardan biri yer alıyor:


Bu kanallar, şehir merkezinde daha küçük olmakla birlikte, çok sık. Bir çok köprü de kıyıları birbirine bağlıyor. Kanalların kıyısında dolaşmak, yemek yemek de çok zevkli. (Bu arada yaklaşık bir yıldan beri vejetaryen olduğumu da  belirteyim. Yani sadece balık ve sebze yiyerek  yaşıyorum. )



Utrecht, diğer Hollanda şehirleri gibi çok güzel bir şehir. Sadece on dakika yürüyerek gittiğimiz mahalle parkına bakar mısınız:





Bu adamlar saf olduğundan, oralara alışveriş merkezi yapmak akıllarına gelmiyor herhalde. 

Bu arada, hazır oralara gitmişken, pek sevdiğim, değer verdiğim büyük düşünür Spinoza'nın Leiden'daki evini de ziyaret etme şansım oldu. (Belki biliyorsunuzdur, aslında makine mühendisi olmakla birlikte, Açık Öğretim Fakültesi İkinci Öğrenim'de, Felsefe bölümünde okuyorum. 2013 yılında kaydoldum, ve ikinci sınıfa geçtim.) Leiden, Utrecht'e tren ile 45 dakika mesafede. Gittiğimizde hava yağmurlu ve soğuktu. Spinoza evi için de otobüse binip, yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk yapmak gerekti.

Aşağıda Spinoza evini görüyorsunuz. Ev, 1600'lü yıllarda yapılmış.



Aşağıdaki resimde görülen kitaplar, Spinoza'nın kitapları.


Ziyaretçi defterinde, Albert Einstein'ın da imzası var. 2 Kasım 1920'de gelmiş. Naçizane, defterdeki son imzalardan biri de benimki oldu.


Amsterdam ve Brüksel'i de dolaşma şansımız oldu. Fakat yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum, bu kadar yeter herhalde. Sonuçta, oy vermek üzere, İstanbul'un nemli ve sıcak havasına geri döndük ve ben de, tekrar deli gibi terlemeye başladım. 

Sağlıcakla kalın.