Mesaj

DURUM NE KADAR KÖTÜ GÖRÜNÜRSE GÖRÜNSÜN,KİM NE DERSE DESİN, ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAYIN!... İYİLEŞMENİZ MÜMKÜN...

Bu blog, sizin gibi myeloma ile boğuşan hastalara ve hasta yakınlarına yaşanan tecrübeleri aktarmak, bilgilendirmek için kuruldu. Lütfen siz de yaşadıklarınızı, öğrendiklerinizi ilgili yazıların altına yorum olarak ekleyin ve diğer insanlara yol gösterin, yardımcı olun.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Kenan Evren



Biliyorum, bu adamın bizim konumuzla ilgisi yok. Fakat, bana bir çok şey hatırlattığı için sizinle paylaşmak istedim. Benim derdim başımdan aşmış diye düşünüyorsanız, okumayıverin. Alınmam.

12 Eylül 1980 sabahı, Ankara Seyranbağları'ndaki evimizden çıkmış, bakkala ekmek almaya gidiyordum. Saat 6 falan olmalı. Askerler beni durdurdu, eve git dediler. Eve gelince, radyoyu açtık ve olayı öğrendik. Ordu darbe yapmıştı.

Rahmetli babamın pek sevindiğini hatırlıyorum. Malum, anarşi çok artmıştı, herkes siyasi partilere kızgındı…falan, filan. Açıkçası benim bir fikrim yoktu. Tedirgin olmuştum, ama daha neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamıştım. 

Ben o zaman, ODTÜ'de hazırlık sınıfında okuyordum. Babam memur emeklisiydi, annem de ev hanımı. Emekli maaşı yetmediği için, babam çeşitli işlerde çalışıyordu, ben de sağda solda çalışıyordum. (Bir ara bütün yaz düğün salonunda garsonluk da yaptım.) Ablam da çalışıyordu. Kısacası dar gelirli bir aileydik. Anarşinin yaygınlaşmasından, işsizliğin artmasından tedirgindik.

Bir süre sonra neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamaya başladım. Her sabah jandarma, ODTÜ servislerini durduruyor, uzun uzun üstümüzü arıyordu. Derslere, sınavlara geç kalıyorduk. Bir süre sonra kasten yaptıklarını, bizi düşman - hain olarak gördüklerini de anladık.

Okulda hemen her şey yasaktı. ODTÜ, olağan şüpheliydi. "İnkilap tarihi" derslerini (Devrim tarihi demek de yasaktı) okutmaya başladılar. Bıktırıncaya, kusturuncaya kadar… (Bu sabah, benim oğlum da şikayet ediyordu; İlkokuldan beri okuyoruz, bıktım usandım artık diye…)

Asker tanıdıklarımız vardı, forslarından geçilmiyordu. Asker emeklileri, önemli görevlere getirildiler. Babamın emekli binbaşı bir arkadaşı vardı, bir yere belediye başkanı olarak atandı.

Sonra, gözaltılar, idamlar, yok etmeler başladı. Ve tabi, işkence. Bu haberleri vermek yasaktı ama herkes biliyordu işte. Kabak solun, solcuların başına patladı. İşkencede yüzlerce adam öldü. Bir şekilde gözaltına alınırsanız, eve geri dönmeniz, en azından sağlam dönmeniz küçük bir olasılıktı.

Bu arada, anarşi bıçakla kesilmiş gibi durmuştu.

Diyarbakır cezaevinde olanlar, işkenceler, bu günkü PKK'nın temelini attı. Binlerce insan, hem de anarşi ile hiç ilgisi olmayan insanlar, bedenen ve ruhen mahvoldular. Korku, suskunluk, boyun eğme toplumun iliklerine sindi.

Derken paşamız, hemen her gün ve hemen her konuda konuşmaya başladı. Konuşması hiç bitmiyordu. Öylesine büyük bir kibir ve aşağılama ile konuşuyordu ki… İki dudağı arasından çıkan her cümle, kanun olarak yürürlüğe giriyordu. Fakat bir sorun vardı: Anlattıkları abuk subuk şeylerdi.Her konuyu en iyi o biliyordu.

17 yaşında bir çocuğu, yaşını büyüterek astılar. Kayda değer bir suçu yoktu. "İbret olsun diye" asmışlardı. Yanlış hatırlamıyorsam elli küsur kişi asıldı.

Sonuçta, ülkenin iyi üniversiteleri, iş yapan kurumlar vasatlaştırıldı. iyi hocalar ya kaçtı, ya tutuklandı ya da kendilerini yurt dışına attılar. Paşamız, ha bire imam hatip lisesi açarak, bu günün "temiz ahlaklı" toplumunun temellerini attı. 

Bir süre sonra, CIA istasyon şefi Paul Henze'nin darbe yapılında neden "Bizim çocuklar başardı" diye sevindiğini de anladık: Turgut Özal ile acayip bir özelleştirme dalgası başladı. Tansu Çiller, Kemal Derviş ve bu günkü iktidar ile devam etti. Çok değil, 35 yıl içinde, memleketin sanayisini, doğal kaynaklarını, büyük kurumlarını yabancı sermayeye teslim ettik. Cumhuriyetin neredeyse bütün kazanımları yandı, bitti, kül oldu. Kapitalizmin pazarı haline gelmiştik. 

Gözümüz aydın, artık satıp yiyecek bir şey de kalmadı. 

Vasatistan cumhuriyeti olduk. Bilimde, sanatta, sporda, şahtık, şahbaz olduk. Eskiden daha yoksul ama daha ahlaklı bir toplumduk. Hepsinden sıyrıldık elhamdülillah. Para için gözü dönmemiş adam kalmadı.

Bu arada, ben 85 senesinde ODTÜ Makine mühendisliği bölümünden mezun oldum. Sanırım, ODTÜ'de cuma namazına giden ender öğrencilerden olduğum için ben askerliğimi normal yapabildim. Benim bütün arkadaşlarım askerliklerini sınır boylarında yaptı.

Evren paşamızın bitmek bilmeyen konuşmalarını izleyen rahmetli ananemin, kendine özgü bir bedduası vardı; "Ölemiyesice" derdi. Herhalde ananemin bedduası tutmuş olmalı ki, zat-ı muhterem 
98 yaşına kadar ölemedi. Son günlerinde zombi gibi dolaşıyordu.

Son birkaç günde yazılanlara, konuşulanlara bakıyorum da… Bizler, yani myeloma hastaları, ölmeden önce öldük galiba. Bütün bu para, güç tutkusunun ne kadar saçma olduğunu, her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu (hatta boş olduğunu) ben kendi payıma öğrendim, sizin de öğrenmiş olduğunuzu düşünüyorum.

Sahip olabileceğimiz hiçbir şey yok. Duygular ve anılar dışında… Onlar da geçici aslında. Şu dünyadan geçerken "bir hoş seda" bırakmak var, bir de böyle kırıp dökerek, yakıp yıkarak yürümek. Nerede şimdi o yalaka ordusu? Sonuçta ne kadar güçlü, kibirli olursan ol, "bu günü altıma kaçırmadan tamamlasam" noktasına geliyorsun işte.
  
Ölünün arkasından konuşulmazmış. Bu nedenle burada susuyorum. Umuyorum ki, onu (ve diğer dördünü) işkence ettikleri, astıkları insanlar karşılamış olsun. Ödesinler hesaplarını. Onlara bakıp bizler de ders alalım. (Ders alan var mı acaba?)

Yazmadan duramadım.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Myeloma kongresinin ardından (Prof. Dr. SiretRatip)

MultipleMyeloma’da yaşam süresi ve kalitesi Velcade, Talidomid ve Revlimid adlı biyolojik yeni nesil ilaçların tedavi protokollerine eklenmesi ile birlikte arttı. Bu tedavilerin her birinin kortizon ile birlikte verildiğinde daha etkili olduğu saptandı. Bu tedavilere melfalan (alkeran) ve siklofosfamid (endoxan) gibi daha eski kemoterapi ilaçlarından birinin de eklenmesi ile 3 ajan içeren tedavi kombinasyonları günümüzde MultipleMyeloma tedavisinin en etkili rejimlerini oluşturdu (örneğin gençlerde Velcade, Siklofosfamid, Dekort veya yaşlılarda Talidomid, Melfalan, Prednol gibi kombinasyonlar). Ancak 3 ajan içeren tedavilerin 4 ajana çıkarılmasının tedavinin etkisine ek yarar sağlamadığı yeni yapılan çalışmalarda gözlendi. Bu nedenle tedavilerde birlikte verilen  ilaç sayısının sürekli olarak artması otomatik olarak daha iyi bir netice alınacağı anlamı taşımıyor.

Yeni tedaviptotokolleri ile Otolog (hastanın kendisinden yapılan) stem hücre nakline artık gerek olup olmadığı sorusuna yanıt arayan araştırmalar yapıldı. Bu araştırmalar Otolog stem hücre naklinin halen MultipleMyeloma tedavisinde önemli bir yeri olduğunu ve hatta yukarıda bahsedilen modern tedavi protokolleri sonrası verildiğinde MultipleMyeloma tedavisinde daha da etkili olduğunu gösterdi. Ayrıca Otolog stem hücre nakli sonrası modern ilaçlardan birisi (Revlimid gibi) ile idame tedavisi verilmesinin de hastalıksız sağkalım süresini uzattığı saptandı.

Tüm olumlu gelişmelere ek olarak Carfilzomib (Velcade grubundan) ve Pomalidomid (Talidomid ve Revlimid grubundan) adlı 2 yeni ilaç halen sıkıntı yaşamakta olan Multiple Myeloma hastalarına Sağlık Bakanlığı’na doktorları tarafından başvurularak getirtilebilmektedir.

Gelecekte de MultipleMyeloma tedavisine yeni ve başarılı ilaçların katılacağı görülmektedir. Bunların arasında Multiple Myeloma hücre yüzeylerindeki belirli noktalara yapışan ve vücudun bağışıklık sistemini kullanarak bu hücreleri yok eden Daratumumab ve Elotuzumab adlı antikor tedavileri, ve Panobinostat ve Vorinostat adlı hücre içindeki enzim proteinlerini etkileyen ilaçlar ilgi çekmektedir.

Prof. Dr. SiretRatip

13 Şubat 2015 Cuma

Myelomayı tedavi eden ilaç bulundu

Kemik iliği kanseri tedavi edilebilecek


Evet yanlış okumadınız. Yazının başlığı bu.

Bu yazı 13 Şubat 2015 günkü Cumhuriyet gazetesinin Bilim teknoloji ekinin 7. sayfasında çıktı. Yazıyı Nigün Özbaşaran Dede hazırlamış. Kendisinin hoş görüsüne sığınarak yazıyı buraya alıyorum.

Kemik iliği kanseri tedavi edilebilecek
Cumhuriyet 13 Şubat 2015

Ulusal araştırma dairesi CNR'e ait "Instituo di Biostrutture e Bioimmagini" ve "Imperial College - London" bilim insanları Multiple Myelom'a karşı sentetik bir molekül geliştirdi. DTP3 molekülü sadece kanser hücreleri üzerinde etkili ve bildik ilaçlar gibi sağlıklı hücreler üzerinde zehirli etki yapmıyor. Multiple myelom, tedavisi bulunmayan kemik iliği kanseridir. Bağışıklık sisteminin plazma hücrelerine saldıran bu kanser türü dünya genelinde tümöre bağlı ölümlerin yüzde ikisinden sorumlu. Günümüzde kullanılan ilaçların çok ağır yan etkileri var ve neredeyse istisnasız bedende dirence yol açıyor. Bu nedenle de hastalık kısa bir dinlenme arasından sonra nüksetmekte. Miyelom hücrelerinin büyümesini çalıştıran yeni bir hücre mekanizması keşfettik diyor projeyi yürüten Annamaria Sandomenico. Bununla ilişkili süreçlerde Gadd45 beta ve Mkk7 proteinlerinin katkısı var. Klinik çalışmaları bu yıl içinde İngiltere'de 9.36 milyon Avro'luk  destekle başlayacak.

--------------------------

Bu yazıyı okuduktan sonra konuyu biraz araştırmaya karar verdim ve internette Science Daily sitesinde, daha detaylı bir yazı buldum. Bu yazı 13 Ekim 2014'de yayınlanmış. Sizin için, oturup Türkçe'ye çevirdim. Orijinal linki de altında veriyorum ki, dileyenler İngilizce aslında okuyabilsinler. Zira bazı gereksiz cümleleri çevirmedim ya da kısalttım.

Multiple myeloma hastaları üzerinde yeni kanser ilaç denemeleri başlıyor

Bu yılın sonlarında, Londra'daki "Imperial college" çalışan bilim adamları, multiple myeloma hastalarını tedavi etmeyi planladıkları yeni bir kanser ilacı geliştirdiler.

Bu gün yayınlanan "Cancer Cell - Kanser hücresi" adlı yayında araştırmacılar, DPT3 olarak bilinen ilacın insanlarda ve farelerde myeloma hücrelerini nasıl öldürdüğüne ilişkin bir yazı yayınladı.
Üstelik bu ilaç, diğer kanser ilaçlarının büyük problemi olan yan etkiler olmaksızın  etki göstermekteydi. Yeni ilaç, kanser hücrelerinin kendini çoğaltma sürecini durduruyordu.

Ekip, keşfedilen ilacın, planlandığı gibi  2015 yılı sonlarında klinik denemelere başlanabilmesi için, Tıbbi Araştırma Konsülü (Medical Research Council - MRC) 'nin Biomedical Katalyst fonundan ödül aldı.

Multiple Myeloma, tedavisi olmayan kemik iliği kanseri ve kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde ikisini oluşturuyor.

Londra Imperial College İlaç bölümünde görevli oln ve araştırmayı yürütmekten sorumlu Prof. Guido Franzoso, şunları söyledi: "Laboratuvar çalışmaları bize gösterdi ki, DTP3 (yeni geliştirilen ilaç) myeloma ve muhtemelen diğer kanser türleri üzerinde iyileştirici etkisi var. Fakat bunu, önümüzdeki senenin (2015) başlarında başlayacak klinik deneylerde test etmemiz gerekiyor."

Yeni ilaç, "kanser hücrelerinin normal yaşam süresinin ötesine geçerek sıradışı bir şekilde uzun yaşamalarını ve kendilerini çoğaltmalarını sağlayan mekanizmanın nasıl çalıştığı" üzerine odaklanarak geliştirildi. 1990'larda  nuclear factor kappa B (NF-kB) adı verilen bir proteinin, bir çok kanser türünde, kanserli hücrelerin harekete geçmesinde ve bağışıklık sisteminin tepkilerinin bastırılmasında etkin olduğu bulunmuştu. Öyle ki, hücre içindeki mekanizmaların değiştirilmesinin normalde hücre ölümüne neden olması beklenirken, kanserli hücre ölmüyordu.

Bu durumda, dünyanın bir çok ülkesindeki ilaç endüstrileri ve bilim adamları,  NF-kB inhibitorleri'ni esas alan ve sağlıklı hücreler içindeki bir çok önemli işlevi durduran tedavilere yoğunlaştı. Ne varki, bu tedavilerin ağır (toksik) yan etkileri mevcuttu.

Impperial College araştırmacıları farklı bir yol izledi. Onlar, NF-kB'nin çıktısı olan genlerin, bizzat kanserin oluşumunun nedeni olabileceğini düşündüler.  Ayrıca, myeloma hastaları üzerinde yapılan çalışmalar, GADD45β/MKK7 adı verilen protein kompleksinin (grubunun) kanser hücrelerinin ölmeyip, yaşamaya devam etmesinde önemli bir role sahip olduğunu gösterdi.

Bu keşif bir araştırma süreci başlattı: Bu protein kompleksi nasıl parçalanabilirdi? 20,000 molekül incelendi ve kompleksi çözen iki molekül bulundu. Bu moleküller üzerindeki ileri araştırmalar ise, DTP3 adı verilen deneysel ilacın geliştirilmesi ile sonuçlandı. Testler, DTP3'ün kanserli hücreleri etkin bir şekilde öldürdüğünü gösterdi. Üstelik diğer ilaçların farelerde tümör oluşturduğu dozlara çıkıldığı halde bile, DTP3 sağlıklı hücrelerde hiç yan etkiye neden olmuyordu.

Profesör Franzoso şunları söyledi: "Yıllardır NF-kB'nin kanserli hücreler için çok önemli olduğunu biliyorduk. Aynı zamanda, sağlıklı hücrelerin NF-kB'ye ihtiyacı olduğunu da biliyorduk.  Sorun şuydu ki, nasıl ayrıştırabileceğimizi, sadece kanserli hücrelerde onu nasıl bloke edebileceğimizi bilemiyorduk. Sonunda NF-kB 'nin GADD45β/MKK7 parçasını bloke ederek bu ayrımı yapabileceğimizi keşfettik. DTP3 tedavisi, sağlıklı hücrelere zarar vermezken, myeloma hücrelerini öldürdü. Bu bize myeloma gibi kanser türlerinin tedavisinde yeni bir yaklaşım geliştirme olanağı tanıdı.

Bu keşfi ve diğer ilaç adaylarını ticari ürünlere dönüştürmek için ise "Kesios Therapeutics" adı verilen yeni bir şirket kuruldu.

Yazının orjinalini (İngilizce) aşağıdaki link'ten okuyabilirsiniz:

http://www.sciencedaily.com/releases/2014/10/141013123034.htm

----------------

Benim yorumum şu şekilde : Evet, şimdi artık temkinli bir iyimserlik zamanı. Anlaşılan önemli  yeni tedaviler geliyor. Bu yıl içinde yapılacak klinik testlerin sonuçlarını bekleyelim. Klinik tedavi demek, ilaçlar, gönüllü myeloma hastaları üzerinde denenecek demek. Yani heyecanlı bir dönem bizi bekliyor.

Bakalım Nisan ayında, Myeloma kongresinden dönen Siret bey neler anlatacak. Onun anlatacaklarını da merakla bekliyorum.

Bu konu Margareth'i de heyecanlandırmış. 30 Ocak'da yazdığı yazısında yeni ilaçtan bahsediyor. İngilizce okuyabilenler şu link'den yazısını okuyabilir:

http://margaret.healthblogs.org/2015/01/30/a-new-myeloma-killer-beer-and-the-brain-and-the-immune-system/#comment-61334

Bu arada... Margareth'in yazısında, biranın içinde bol miktarda bulunan bir maddenin myeloma ve lösemi hücrelerini öldürdüğü de yazılı.


Bira hakkında:

Margareth yazısında, 2008 yılında yazdığı eski bir yazısını referans veriyor. Yazının başlığı : Xanthohumol/ şerbetçi otu

Aralarında prof. Aggarwal'ın da bulunduğu bir grup araştırmacının şerbetçi otu'ndan elde edilen xanthohumol maddesinin hastalık önleyici, hastalığın bulaşmasını sınırlayan ve anjiyojenik (tümörü besleyen yeni damarların gelişmesini engelleyen) niteliklerini araştırdığını ve bulgularını "Blood - Kan" dergisinin 24 Ekim 2008 yılında yayınladığını anlatıyor.

Dileyenler yazıyı şu linkten okuyabilir : (http://tinyurl.com/5q55w2 ya da http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed?cmd=search&term=Xanthohumol+myeloma)

Margaret'in yazısı da : http://margaret.healthblogs.org/other-alternative-treatments/xanthohumolhop-plant/

Margareth yazısında, şerbetçi otu'nun, biranın içinde bolca bulunduğunu, biraların saf olmamakla birlikte, yeteri miktarda xanthohumol içerdiğini anlatıyor.

Daha koyu renkli (ale ve bitter) biraların, daha çok bu maddeyi içerdiğini düşündüğünü, fakat emin olmadığını, yanılabileceğini de söylüyor. Gerçi kendisi bira sevmiyor ve içmiyormuş. Buna biraz dertleniyor.

Bu konunun yedi yıl sonra yeniden canlanmasının nedeni de, son yapılan araştırmaların,
bu xanthohumol maddesinin aynı zamanda aralarında Parkinson ve Alzheimer'ın da yer aldığı
beyin hastalıkları için de yararlı olduğunu ortaya çıkarması.

Dileyenler yazıyı şu adreste okuyabilir : http://www.sciencedaily.com/releases/2015/01/150128113947.htm ya da http://goo.gl/ghbss0

Sağlıcakla kalın.